Mac Pearlmatte Face Powder - Oh My, Passion!




Merhaba!
Bugün güzeller güzeli bir ürünü anlatacağım size. Mac Fruity Juicy Koleksiyonunda yer alan, yüz pudrası olarak geçen ve aslen allık olarak kullanılabilecek Oh My, Passion!
Seri piyasaya ilk sürüldüğünde açıkçası bu ürüne burun kıvırmıştım, zira Flormar'ın benzer desene sahip bir pudrası vardı, ürün isminde pudra kelimesi geçtiğinden benzer segmentte, transparan yapılı bir pudra olduğunu düşündüm. İşin aslı hiç de öyle değilmiş... Başak'ın lansman yazısında görünce gözlerim yerinden çıktı çünkü swatch'ın güzelliği göz alıcıydı!



Mac Fruity Juicy Koleksiyonunun ambalajları insanı mutlu eden bir desene sahip, buna allığın kardeşi olan, serinin Bronzerlarından Delicates'ı anlatırken de değinmiştim.(tık tık) Çok sevimli olmasının yanı sağlam bir yapıya da sahip; içerisinde makyajınızı rahatça kontrol etmenize ve yapmanıza yetecek büyüklükte bir ayna da mevcut. Mac bu konuda beklentileri karşılıyor.

Oh My, Passion! içerisinde açık bronz, lila, mercan ve uçuk sarı tonlarda 4 farklı renk içeren, sedefli saten diyebileceğim bitişe sahip, içeriğinde gördüğüm en mikro ışıltılara sahip bir pudra-allık. Yapı olarak koleksiyonun Bronzer'ı kadar satensi jel gibi hissettirmese de, pudra pudra hissettirmeyen, saten bir hissiyata sahip. 

Pigmentasyon açısından orta-yüksek bir ürün; renkler panda çok canlı dursa da, swatchlarda biraz daha pastel çıkıyor renkler. Beyaz tenliler kullanırken elini hafif tutmalı yoksa çok patlıyor, ben kesik uçlu bir allık fırçasıyla uyguladığımda benim makyaj zevkime göre fazla yoğun bir renk verdiğinden üzerinden fondöten fırçamla geçip biraz hafiflettim, fotoğrafları da sonrasında çektim. Buğday ve esmer tenler de daha sık, tok fırçalarla uygularsa yüzlerinde rahatça belirgin bir sonuç elde edeceklerdir.


Ürün 4 farklı renk içerdiğinden kullandığınız fırçaya veya fırçayı gezdirdiğiniz alanlara göre yanağınıza yansıyacak ürünün rengi de değişecektir. Kendi zevkinize ve modunuza göre ayarlayabilirsiniz bu da işin en zevkli kısmı. 

Aynı zamanda fırçayla alırken hiç tozutmuyor; bunda içeriğindeki dimethicone'un katkısı olduğunu düşünüyorum. Cilt bakım ürünlerinde asla sevmediğim cildimle anlaşamayan bu içerik kozmetik ürünlerinde kesinlikle çok daha başarılı formülasyona sebep oluyor zannımca.
Ürün ciltle çok rahat bir şekilde buluşuyor, efor sarfettirmeden karşıyor, ürünü cilde yedirdikçe sedefli yapısı daha belirgin biçimde belli oluyor ve cildi sim içermeyen yansıma sağlıyor. 

Bu yansıma o kadar güzel, canlı, sağlıklı bir ışıltı, yansıma ki, günlük makyajımda kullandığımda aydınlatıcı adımını iç rahatlığıyla atlıyorum; fotoğrafımda da güzel yansımasını görebilirsiniz.

İçerisinde 4 farklı ton içerdiğinden bu ürünü kullanırken makyajda rahatça hem göz makyajı hem de allık-aydınlatıcı için cilt makyajı adımlarını tamamlayabilirsiniz; dolayısıyla hafta sonu bir yerlere giderken yanınızda taşımak için oldukça ideal bir ürün. Yine fotoğrafta crease kısmına açık bronz kısmının uygulanmış halini görebilirsiniz. 



Kalıcılık olarak cildimde de gözlerimde de oldukça başarılı bir bir performans sergiledi ki; üzerinden fondöten fırçamla geçip görünümünü hafifletmiştim. Bende gün sonuna kadar hafiflemeden kaldı, hafiflerken de homojen bir biçimde hafifledi.

Gelelim işin çok renkli ve eğlenceli olmayan inceleme kısmına; içeriğine. Şahane bir içerik diyemeyeceğim; talc ve mica içeriyor, bu maddeler sizi rahatsız ediyorsa maalesef haberler iç açıcı değil.

Bunun yanı sıra bir böcekten elde edilen Carmine ve ürünü dudağa sürmeniz veya kozmetik yemek gibi bir hobiniz varsa yemenizi riskli kılacak, dudakta kullanmak için tehlikeli maddeler Ultramarines, Ferric Ammonium Ferrocyanide, Ferric Ferrocyanide içeriyor. Kısaca lütfen dudağınızı renklendirmek için kullanmayın. Lütfen kozmetiklerinizi yemeyin.

Aynı zamanda içeriğin ilk sıralarında yer alan Octyldodectl Stearoyl Stearate göz çevresinde kullanıldığında tahrişe sebep olabilecek bir madde fakat Mac hem dermatolojik hem de optomolojik testten geçirildiğini belirtmiş. Ben göz çevrem kullandığımda bir sorun yaşamadım fakat siz herhangi bir irritasyon yaşarsanız mutlaka göz ve göz çevrenizi arındırın, bir göz doktoruna başvurun ve içeriğinde bu madde olan herhangi bir ürünü kullanmayın, satın almayın. 

Toplamda 8gr olan bu pudra, 97 TL'ye Mac Mağazaları ve online sitesinde satışta şu anda.
İhtiyaç mı? Kesinlikle değil. Mac koleksiyonu yapani içinde birden çok renk ve yansıma içeren bir ürün isteyenlerin, ambalaj tasarımı ve ürün tasarımını sevenlerin alacağı, ve memnun kalacağı bir ürün diyebilirim ama, orası kesin.

Alışveriş: Bayram İndirimi



Merhaba! 
Ay sonuna gelmeden, kozmetik marketlerinin Şeker Bayramı için yaptığı indirimlerden aldıklarımı hali hazırda indirim devam ederken paylaşmak istedim. Aldığım ürünlerin hepsi ihtiyaç dolayısıyla  yapıldı, bundan ötürü de renkli kozmetiğe dair bir alımım olmadı. Buna rağmen heyecandan yoksun bir alışveriş yaptığım düşünülmesin, zira aldığım ürünleri büyük bir merakla aldım ve çoğunu ilk kez deneyeceğim. Zamanla da blog'da paylaşacağım. 
Makyaja dair reyonları pas geçmek zor olsa da, indirim bitimine dair aynı performansı gösterebilece miyim, emin değilim. Belki renkli kozmetik açlığımı bastırmak için anneme ihtiyaç duyduğu ürünler alabilirim. :))
Gelelim aldıklarıma;

Organix Coconut Water Shampoo: Son aylarda Bonacure Moisture Kick kullanıyorum ve içinde sls olması dışında performansından memnunum. Ayın başında saçlarımı açtırma ve griye boyatma işlemleri sonrası, artık kaçınılmaz olan yıpranmanın hafiflemesi için Keratin yükleme bakımı yaptırdım, bu bakım sonrası sls tarzı içeriklere sahip şampuanlar kullanmanın bakımın etkisini ve süresini azaltıp, keratini saçtan daha hızlı sökeceğinden bu şampuanı almaya karar verdim. Açıkçası kolay bir karar değildi, birkaç çeşit arasında kalıp, sevgili Blana'nın da imdadıma yetişip Gratis kalabalığının ortasında içeriklere bakarak bu üründe karar kıldım. Şeffaf olması da güzel özelliklerinden bana göre. Kullandıktan sonra etkilerini paylaşacağım.

John Freida Sheer Blonde Color Renew Mor Saç Kremi: Gri saçlara sahip olmanın en zor yanı, onları gri tutmak. Mor şampuan her zaman imdadıma yetişiyor fakat oldukça kurutucu bir etkisi olduğundan her banyoda kullanmıyorum. İlk kez deneyeceğim mor saç kreminin saçlarımın grisini korumama bir nebze yardımcı olacağını umuyorum. Şampuanlar gibi koyu, mürekkep moru değil de lila renkli bir ürün. Saç kremim bitmişken bir şans vermek istedim. Umarım memnun kalırım.

L'oreal Botanicals Fresh Care Aspir Kuru Saçlar İçin Besleyici Terapi Durulanmayan Balsam Krem: Botanicals serisi ilk çıktığında merak etmiş fakat raflarda dikkatimi çekmemişti; sanırım bugünü bekliyormuş. Aspir serisi dışında 2 farklı amaca uygun seri daha vardı. Ben diğer çeşitlerine bakmış olsam da; markalaşmış kuruluktaki saçlarım için aspir serisi ile ilgilendim en çok.
Normalde severek kullandığım L'oreal Mucizevi yağ ve kremi indirimde olmadığından, indirime girmiş bu balsama bir şans vermek istedim. 
İçerisinde silikon, paraben renklendirici olmamasının da bunda bir katkısı var; dikkat dağınıklığı olan biri olarak o hengamede ne kadar doğru anlamışımdır emin değilim fakat içerik olarak market ürünlerine göre daha iyi olduğunu söyleyebilirim sanırım. Şampuanlarında ise sls bulunduğunu hatırlıyorum, sanırım serisinde en çok bu ürünü ve maskesini beğendim fakat maske de o kadar ufak ki 5-6 kullanımda bitiririm gibi geldi; gerçi çok yoğun da olabilir düşününce. 
Bir an evvel fotoğraflayıp kullanmak için sabırsızlanıyorum.

Toni&Guy Damage Repair Saç Maskesi: Bir çok yerde bir çok kişiden inanılmaz övgüsünü duyduğum bu maskeyi indirimde bulmak adeta bir savaştı; sanırım aylardır her indirimde benden kaçıyordu fakat bu sefer bol stokla bulmaya muvaffak oldum. 
Almadan evvel içeriğe baktığımda gözlerim biraz belerdi; zira basmışlar silikonu basmışlar silikonu...
Niye aldın derseniz, umut fakirin ekmeği işte. En sevdiğim saç maskesi Aussie 3 Minutes Miracle serisinden Deep Treatment ve Luscious Long, içeriği çok temiz sayılmasa da bu kadar silikon, parafin dolu da değildiler ve saçlarım mutlu oluyordu; fakat, Gratis Aussie markasını satmayı bıraktığı, sadece Watson's'ta bulunduğu için ve ben de inanılmaz dara düşmezsem oradan alışveriş yapmamaya kararlı olduğumdan alamıyorum.
 Bu kadar insanın övmesinin sebebi silikonların yarattığı plasebo etkisi olmamalı dedim alırken kendi kendime. Biliyorum ki, öyle olacak. Neyse bu kadar önyargılı (?) yaklaşmamalıyım.




Orkid Infinity-Gece: En sevdiğim ped ve indirime girdiğinde - ki indirime girmesi ya da indirimde bulması pek kolay olmuyor - stokluyorum. Bu alışverişimde 4 adet aldım, önümüzdeki günlerde birkaç paket daha alabilirim. 

Benri Organik Pamuk: Pamuk stoğum azalmışken hem 3 al 2 öde organik yazısını da gördüm alayım dedim; makyajımı genelde mikro fiber bezlerle çıkartsam da pamuğa ihtiyaç olunacak an belli olmaz.

Benri Makyaj Düzeltme Çubuğu & Kulak Temizleme Çubuğu: 3 al 2 ödenin bir parçası olarak ihtiyaç duyulan sıkıcı detaylar. Gerçi kulak temizleme çubuğuyla öte berinin minik köşelerinde birikmiş kirleri temizlemek gibi Ekşi Sözlük "Zevk Alınan Ufak Sapıklıklar" başlığına girdi olacak bir hobim de varken bunu demek haksızlık oldu sanki.

L'oreal Saf Kil Detox Maskesi: İlk kavanozun sonuna çok az kalmışken yenisini almak istedim. Bence uygun fiyata alınacak güzel maskelerden. 

İndirim haftasının ortasında bendeki durum bu şekilde, hala almak istediğim bir iki ürün daha var; bunlardan biri yarı ihtiyaç olan ve fakat Başak'ın uydurması olacağına neredeyse inanacağım, hiçbir yerde bulamadığım Ecotools ikili fırçalar. 
Hiç tombik fan fırçam yoksa bu bir ihtiyaç değil de nedir?!

Evet, aşırı renkli bir alışveriş yoktu; ama geçmiş ayların namına gerek de duymadım; açıkçası o reyonlara bakmadıkça insan ne olduğunu da unutuyor biraz.
Ama siz daha renkli ve eğlenceli bir indirim alışveriş yazısı isterseniz,sizi en sevilen alışveriş yazıma alayım; 
(tık tık) Bir sonraki yazıda görüşmek üzere,
Renkli Haftalar!
Zeynuş

Ya Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?




Ya Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?

Uzunca bir süredir kozmetik ve yaşam blogları gerek bloglarında gerek sosyal
medya hesaplarında bazı şikayetler ve sitemler görüyorsunuz. Bizler yani blog yazarları istedik ki bu durumu tek bir yazıda toplayalım, sorunu ve kaynağını anlatalım.

Öncelikle belirtelim; bizler marka gönderisinden çok kendi aldıklarımızı bloglarında yazan blog yazarlarıyız. Yani bu yazıyı yazma cesaretini gösteriyorsak ki bu nokta çok önemli, blogumuz biz istediğimiz için var ve var olacak!

Uzun bir süre aktif blog yazarları olarak olayları uzaktan izledik. Blog yazmayı kolay zannedenler ticari veya en azından çıkar amaçlı blog açıyorlar. Hatta blog demeyelim, instagram hesabı açıyorlar ve kendilerine blogger diyorlar. Üzerine son zamanların en moda hadisesi takipçi satın alıyorlar. Bir bakıyorsunuz 2 aylık bir instagram hesabı 40 bin takipçiye ulaşmış. Çözünürlüğü iyi fotoğraflar, hatta bazen yabancı bloggerlardan aldıkları fotoğraflar ile “dostlar iş başında görsün” mantığı ile paylaşım yapıyorlar. Ardından markalara yazmaya başlıyorlar, tanıtmak için ürün istiyorlar. Zaten instagram hesaplarını açar açmaz profillerine ekledikleri bir not var: “Reklam ve iş birlikleri için DM” Yani amaç baştan belli sizce de öyle değil mi? Ve bazıları blog nedir, blog nasıl yazılır haberi yok. İçlerinde instagramın gerçekten blog olduğuna inananlar var biliyor musunuz?.

Bu şekilde bir yol izleyerek hem gerçek blog yazarlarının emeğini hiçe saymış oluyorlar hem ‘blog yazarlığı’ vurgusunu kötüye kullanıp lekeliyorlar. Olay bununla da sınırlı değil. Markaların ‘denemeleri ve yazmaları’ için gönderdiği ürünleri satmaya başlıyor kimileri. Yani olayın ticari boyutuna kısa yolla ulaşıyorlar.

Peki bu durumda sadece kendini blogger zanneden ve etrafındakileri inandıranlar mı suçlu? Bunların hesaplarını incelemeyen ve “ben bloggerım dediğinde “hani senin blogun” diye sormayan firmaların hiç mi suçu yok? Aslında bakarsınız suçları hiç azımsanmayacak ölçüde. Onlar bu blog yazmayan ve takipçileri gerçek olmayan hesaplara ürün gönderip, ürünlerin akıbetini bile sormayınca ne oluyor?
“Bu iş ne kadar kolaymış” diye düşünen meraklı insanlar da açıyorlar bir instagram hesabı, alıyorlar takipçiyi başlıyorlar firmalara yazmaya. Belki onlara da gelir öyle değil mi?

Bu arada emek veren blog yazarları ne yapıyor dersiniz? Sırf bu işi severek yaptıkları için, blog yazarken paylaşım yaparken mutlu oldukları için ceplerinden para verip o markaların ürünlerini almaya devam ediyor. Evet bir çoğu bunu yapıyor.

Sizce firmalar neden böyle yapıyor? Ürünleri yazmayan tanıtmayan hatta blog bile yazmayan insanlara neden ürün gönderiyorlar? Bizler nasılsa gidip o ürünleri alıp, kullanıp yazıyoruz. O kişiler bedava olmazsa almıyor. Sebep bu olabilir mi? Biz mantıklı bir gerekçe bulamadık. Bizler blog yazarı olarak, birer tüketici olarak blog yazarları kimdir, ne kadar samimidir bir iki defa okumakla anlayabiliyorsak koskoca pr ekipleri bunu neden anlayamıyor? Çalıştıkları markayı aşağı çekmek hoşlarına gitmez ama ürün gönderdikleri insanlar instagram hesaplarında bile ürünü yorumlamazken nasıl bir sonuca varmayı düşünüyorlar dersiniz? Peki pr işlerini instabloggerlara veren markalara ne dersiniz? Bol bol soru işreti konulacak cümleler kurmak mümkün bu paragrafta… Bizde bu soru işaretleri oluşturan markalar yanında nokta atışı yapan muhteşem firmalar da var. Onları da yürekten tebrik ediyoruz.

Bir sorun da nedir biliyor musunuz? Firmaların uyarılara duyarsız olması! Ya cevap verilmiyor, ya geçiştiriliyor. Bazı markaların ‘blogger toplantısı’ adı altında bir organizasyon yapıp katılımcıların yarısından çoğunun blogu olmayan makyaj sever instagram hesabı olması ayrı bir konu zaten.

Bu noktada hemen vurgulayalım; markaların denemesi için ürün gönderdiği çok kıymetli blog yazarları da var. Ve bizler onların yorumlarını fazlası ile önemsiyor ve ilgi ile takip ediyoruz.

Bu yazıyı hep birlikte hazırlayıp yayınlamadan önce çok düşündük. İlk soru 'acaba tepkimiz işe yarar mı?’ Evet okuduğunuza göre yazıyı yayınlama kararı aldık. Hiç bir işe yaramasa da, ürün incelemeyi değerlendirmeyi bilmeyen amacı çok farklı olan insanlarla iş birliği yapılmaya devam edilse de bizim çizgimiz net! Bugüne kadar ne yaptıysak o şekilde devam etmeyi planlıyoruz. 
Ya siz olsaydınız ne yapardınız?

Not: Bu yazıyı görüp paylaşmak isteyen blog yazarlarının, detaylıca anlayarak okumasını rica ediyoruz. Yazıda altını dolduramayacağı özelliklere sahip birinin bu yazıyı yayınlaması doğru olmaz. Mesela bloguna düzenli yazı girmeyen veya blogu sadece hediye ürünlerle dolu olan bir blog yazarı lütfen bu yazıyı yayınlamasın.
Bizler gibi düşünen yazarların bu yazıyı paylaşması hepimizi mutlu eder. Bizler doğru yolda olduğumuzu biliyoruz ancak yazının çok fazla blogda yayına girmesi bizim tavır ve tepkimizin doğru olduğunu çok fazla insana ulaştırır.

Sağlıcakla…