lifestyle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Spor Kozmetik Çantamda Ne Var?


Merhaba!
Bugün spor çantamda taşıdığım kozmetik malzemelerimi paylaşacağım sizlerle.
Spora giderken kaşlarımı doldurup, maskara sürüyorum, bir de lip balm ya da nemli bir ruj sürüp olayı kapatıyorum. Benim için spor sıfır makyajla yapılmak zorunda olunan bir aktivite değil, spor salonunda başından sonuna kadar tüm aktiviteleri aynanın karşısında yaptığımız düşünülünce, amaç aynadan hareketlerimizi kontrol etmek olsa da, baktığımızda kendi gözümüze daha iyi gözükmek ilginç bir biçimde daha motive edici oluyor. Aynı hoşunuza giden spor kıyafetleri kullanınca daha motive olmak gibi.

Spor Makyajım - Güneş Kremi, Maskara, Kaş Maskarası, Lip Balm

Benim spor rutinime kardiyo da dahil olduğundan terlemem kaçınılmaz oluyor, dolayısıyla ten makyajı yapmıyorum. O gün fazla soluk hissediyorsam talk içermediğinden gözeneklerin hava almasını engellemeyecek bir allık tercih ediyorum; The Balm allıkları gibi. Spor sonunda banyo yaptığımdan tüm bu minimal makyajım da gidiyor tabii. Spor sonrası bir planım varsa, veya son dakika buluşmalar, görüşmeler olduğunda beni kurtaracak az ama öz malzeme içeren bir makyaj bölmesi hazırladım. Bunun dışında, makyaj yapmayacağım zamanlarda da mutlaka lazım olacak ürünler de çantamın içinde yer aldı.
Çanta demişken; bu çantayı Mumuso'dan 19,95tl'ye aldım. Bu tür bir çantayı uzun zamandır istiyordum fakat fazla seçenek yoktu, fiyatları daha yüksek boyutları daha büyüktü. Böyle kompakt bir boy bulunca oldukça sevindim. Hala var mıdır, bilemiyorum ama siz de böyle bir çanta istiyorsanız göz atmanızı öneririm.


Flormar Face Sculpting Kit
İnce ama sağlam ambalajıyla fazla yer kaplamayan, çok güzel bir kontür rengine ve sevimli pembe allığa sahip bu kit benim için oldukça ideal. Aydınlatıcı kısmı tenime koyu geldiğinden o amaçla kullanamıyorum ama allığın rengini hafifletmek için de kullanışlı.

Revlon Color Stay Fondöten& Flormar BB Krem
Blana'yla yaptığımız PP'nin ürünlerinden bu karışımı ufak bir Mac kabına koyup yanıma aldım. Tamamen az yer kapladığından ve PP'ye hizmet ettiğinden aldığım bu karışımı yüzüme parmaklarımla uyguluyorum, böylece fırça veya süngerle çantada yer işgal etmiyorum.

Mac Strobe Cream
Bu ürünü hem baz, hem de nem sağlayan bir krem gibi kullanıyorum. Her iki işte de oldukça başarılı! Bu, silverlite rengi.

Dior Lip Maximizer Collagen Activ
Spor'dayken veya spordan sonra sürdüğüm bu ürün bende herhangi bir dolgunlaştırma efekti yaratmadı fakat hafif mentollü yapısının verdiği ferahlığı ve dudakları nemli tutmasını seviyorum. Sonuna da yaklaşmışken bitirme azmi içerisindeyim. Ben günlük çantamda değil makyaj ürünü ayna bile taşımıyorum ama mutlaka bir (ya da altı, yedi) ruj bulunduruyorum, dolayısıyla bu çantaya ekstra bir ruj koyma ihtiyacı hissetmedim.

Neutrogena Fırça
Neutrogena'nın bir cilt makyajı ürününden çıkan bu fırçayı kontür uygulamak için kullanıyorum, hafif uyguladığımdan kötü bir sonuç almıyorum. Çok ince olduğu için de yine yer kaplamıyor.

H&M Kabuki Fırça
Bu fırçayı allık uygulamak için kullanıyorum. Gayet minnak bir boyu var, fakat kılları oldukça sık olduğundan allığı dikkatli uygulamak elzem bir ayrıntı. :)


Wet n Wild Palet - Bare and Beautiful 
Bu palet en sevdiğim paletlerden! boyutu, renkleri, pigmentasyonu ; tam yanda taşımalık! Kurtarıcım olarak kendisini seçtim çantamı hazırlarken.

Mac Pro Longwear Brow Set - Emphatically Blonde
1.5 yıl önceye kadar severek kullandığım, 2 tüp bitirdiğim bu kaş maskarasını zaman içinde daha güzellerini bulunca çekmeceye terk etmiştim. Rengi benim için yeterince küllü değil ama çok da sırıtmıyor. Onun dışında iyi bir performansı var.

Maybelline Volum Express Mega Plush Maskara
Yıllardır severek kullandığım ama burada satılmayan maskaram, aşırı dramatik kirpikler yaratmasa da günlük hayat için gayet yeterli bir performans sergiliyor.

Maybelline Brow Precise Micro Pencil- Blonde
Bu kaş kalemi favori kaş kalemim, yılbaşında yedeklemiştim, bir tanesi de bu çantama girdi. Makyajda taviz veremeyeceğim iki konudan biri kaş diğeri kirpikken daha azını bekleyemezdim kendimden.

Ecotools Göz Fırçası - Blend & Smudge
Göz makyajı yaparken en çok farı katlanma bölgesine uygulayıp dağıtmak ve buğulu efekt yaratmak için fırçaya ihtiyaç duyacağımdan bu ikili bana yetiyor da artıyor bile. Onun dışında renkleri doğal makyaj fırçalarım, parmaklarımla uygulayabiliyorum ne de olsa. :)

Renkli kozmetikten yanımda taşıdıklarım bu kadar, benim için oldukça yeterli,ilerleyen günlerde güneş kremi ekleyeceğim, ki onu normal çantamda taşımam daha yüksek olasılıkta. Ekstra özel bir yere gideceksem spordan eve geçip hazırlanıyorum genelde, ya da zaten sporu asıyorum dfkgjdlgjd
Yok asmıyorsam ki keşke o disiplinim olsa, yanıma ekstra bir makyaj çantası yaparım.



Fa Sport Roll on Deodorant
Kokusu bir süre sonra beni irrite etmeyen yegane deodorant. İçeriği temiz değil fakat migren ve mide bulantısı hatta istifraya sebep olan bir hassasiyetim olunca buna da şükredebiliyor insan. Temiz, ferah bir kokusu olan bir roll on. Yalnız isminin sport olduğunu şu satırları yazarken fark ettim. Ahahahaddsf
Manidar seçmişim.

Zara Black Peony Roll on Parfüm
Bu parfüm kokusunu kışın başında oldukça beğenmiş ama parfümü düzenli tüketmeyen biri olarak elimdeki parfüm sayısının saçmalığından almamıştım. Seyahat boy bir parfümüm veya atomizer'ım yok diye mızıklanırken, Başak, Zara'nın bu roll on'lu minik parfümlerini önerdi. Bingo! İndirimde bu beğenmiş olduğum kokuyu aşırı komik bir fiyata aldım. Oldukça kurtarıcı oldu.

L'oreal Elseve 3'ü 1 Arada Low Shampoo Boyalı Saçlar için Köpürmeyen Şampuan
Başak'ın yolladığı tester sonrası indirimde ilk fırsat gidip aldım, sanırım farklı bir çeşidini aldım ama bundan da memnunum. Köpürmeyen bu şampuan, aynı zamanda saç kremine ihtiyaç da bırakmıyor. Böylelikle yanımızda taşıyacak daha az ürün demek, daha hafif çanta demek oluyor. Böyle minik, pompalı bir şişeye doldurdum, gerektikçe takviye edeceğim.


Lancome kutusunun içine pamuk, kulak çubuğu gibi ıvır zıvır gerekli şeyleri koydum ki hem başka şeylerle temas edip hijyenini yitirmesin hem de bulması kolay olsun. Yine zekiyiz.

Beyond Vücut Losyonu
Olur da duş sonrası vücudumu nemlendirmek istersem diye yanımda taşıyorum. Şimdiye kadar hiç öyle bir şey olmadı ama, kısmet =)

Sephora Çift Fazlı Göz Makyajı Temizleyici
Banyoda yağ kullansam da eğer göz makyajımı iyi arındıramazsam lazım olur diye taşıdığım, çok sevdiğim göz temizleyici.

Sephora Super Regenerating Oil Serum
Banyo sonrasında cilt bakım adımı olarak kullanıyorum. Günlük cilt bakım rutinimde de kullandığım bu serum yapı, minik şişesinde yanımda taşıyorum. Banyo sonrası şahane bir nem sağlıyor. Makyaj yapsam da yapmasam da bu adımı asla atlamıyorum.

TBS Camomile Cleansing Balm & Yves Rocher Sensitive Vegetal Krem Yüz Temizleyici
TBS katı temizleme yağı ve yüz yıkama kremini bu lens kabına koydum, oldukça rahat oluyor. Banyoda yüzüm çok kuruduğundan banyo öncesi temizleme yağını yüzüme sürüp cildimin nemini kaybetmesini engelliyorum, banyo sonu durulayıp ikinci temizleme adımı olarak Yves Rocher'nin bu köpürmeyen cilt temizleyicisini kullanıyorum. Böylece hem var olan makyajdn arınıyor hem de cildimi koruyorum. İki ürünü de çok seviyorum.


Ebelin Turmalin Mini Tarak

Bu Ebelin tarağı annem yazın bir kozmetik dükkanında bulmuşş, şaka gibi. Ben böyle fırçalı tarakları kullanıyorum, ince telli saçları açmakta çok daha iyi performans gösteriyorlar. Normalde de Sephora'nın yaban domuzu kıllı olanını kullanıyorum. Bunun boyutu ufak olduğundan yanımda taşımak için çok iyi oluyor. Ayrıca saçlarımı tarayarak kurutuyorum, bir nevi fön oluyor ve bu konuda da oldukça başarılı. Eğer bulsaydım, 1-2 tane daha alacaktım bu taraktan ama maalesef o dükkanda kalmamıştı.

Benim çantam taşıdıklarım böyle, mevsime ya da zevkime göre zaman içerisinde değişecek ürünler olsa da ürün gamı aynı kalacaktır diye düşünüyorum. Fotoğraftakiler dışında ekstra olarak seyahat boy diş fırçası ve diş macunu ekledim. Duş jeli gibi ürünleri ayriyeten taşımıyorum, çünkü spor salonu şampuan, saç kremi, duş jeli, nemlendirici gibi ürünleri kendisi Dove sponsorluğunda sağlıyor. Beni de ekstra yükten kurtarıyor. Bu kozmetik çantası aynı zamanda 1-2 günlük kaçamak tatiller için de uygun, hazırda bekleyen bir çanta denebilir.

Sizin böyle çantalar için ideal bulduğunuz ürünler hangileri? Paylaşın, ben de alayım! (((:

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere,
Zeynuş


Ya Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?




Ya Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?

Uzunca bir süredir kozmetik ve yaşam blogları gerek bloglarında gerek sosyal
medya hesaplarında bazı şikayetler ve sitemler görüyorsunuz. Bizler yani blog yazarları istedik ki bu durumu tek bir yazıda toplayalım, sorunu ve kaynağını anlatalım.

Öncelikle belirtelim; bizler marka gönderisinden çok kendi aldıklarımızı bloglarında yazan blog yazarlarıyız. Yani bu yazıyı yazma cesaretini gösteriyorsak ki bu nokta çok önemli, blogumuz biz istediğimiz için var ve var olacak!

Uzun bir süre aktif blog yazarları olarak olayları uzaktan izledik. Blog yazmayı kolay zannedenler ticari veya en azından çıkar amaçlı blog açıyorlar. Hatta blog demeyelim, instagram hesabı açıyorlar ve kendilerine blogger diyorlar. Üzerine son zamanların en moda hadisesi takipçi satın alıyorlar. Bir bakıyorsunuz 2 aylık bir instagram hesabı 40 bin takipçiye ulaşmış. Çözünürlüğü iyi fotoğraflar, hatta bazen yabancı bloggerlardan aldıkları fotoğraflar ile “dostlar iş başında görsün” mantığı ile paylaşım yapıyorlar. Ardından markalara yazmaya başlıyorlar, tanıtmak için ürün istiyorlar. Zaten instagram hesaplarını açar açmaz profillerine ekledikleri bir not var: “Reklam ve iş birlikleri için DM” Yani amaç baştan belli sizce de öyle değil mi? Ve bazıları blog nedir, blog nasıl yazılır haberi yok. İçlerinde instagramın gerçekten blog olduğuna inananlar var biliyor musunuz?.

Bu şekilde bir yol izleyerek hem gerçek blog yazarlarının emeğini hiçe saymış oluyorlar hem ‘blog yazarlığı’ vurgusunu kötüye kullanıp lekeliyorlar. Olay bununla da sınırlı değil. Markaların ‘denemeleri ve yazmaları’ için gönderdiği ürünleri satmaya başlıyor kimileri. Yani olayın ticari boyutuna kısa yolla ulaşıyorlar.

Peki bu durumda sadece kendini blogger zanneden ve etrafındakileri inandıranlar mı suçlu? Bunların hesaplarını incelemeyen ve “ben bloggerım dediğinde “hani senin blogun” diye sormayan firmaların hiç mi suçu yok? Aslında bakarsınız suçları hiç azımsanmayacak ölçüde. Onlar bu blog yazmayan ve takipçileri gerçek olmayan hesaplara ürün gönderip, ürünlerin akıbetini bile sormayınca ne oluyor?
“Bu iş ne kadar kolaymış” diye düşünen meraklı insanlar da açıyorlar bir instagram hesabı, alıyorlar takipçiyi başlıyorlar firmalara yazmaya. Belki onlara da gelir öyle değil mi?

Bu arada emek veren blog yazarları ne yapıyor dersiniz? Sırf bu işi severek yaptıkları için, blog yazarken paylaşım yaparken mutlu oldukları için ceplerinden para verip o markaların ürünlerini almaya devam ediyor. Evet bir çoğu bunu yapıyor.

Sizce firmalar neden böyle yapıyor? Ürünleri yazmayan tanıtmayan hatta blog bile yazmayan insanlara neden ürün gönderiyorlar? Bizler nasılsa gidip o ürünleri alıp, kullanıp yazıyoruz. O kişiler bedava olmazsa almıyor. Sebep bu olabilir mi? Biz mantıklı bir gerekçe bulamadık. Bizler blog yazarı olarak, birer tüketici olarak blog yazarları kimdir, ne kadar samimidir bir iki defa okumakla anlayabiliyorsak koskoca pr ekipleri bunu neden anlayamıyor? Çalıştıkları markayı aşağı çekmek hoşlarına gitmez ama ürün gönderdikleri insanlar instagram hesaplarında bile ürünü yorumlamazken nasıl bir sonuca varmayı düşünüyorlar dersiniz? Peki pr işlerini instabloggerlara veren markalara ne dersiniz? Bol bol soru işreti konulacak cümleler kurmak mümkün bu paragrafta… Bizde bu soru işaretleri oluşturan markalar yanında nokta atışı yapan muhteşem firmalar da var. Onları da yürekten tebrik ediyoruz.

Bir sorun da nedir biliyor musunuz? Firmaların uyarılara duyarsız olması! Ya cevap verilmiyor, ya geçiştiriliyor. Bazı markaların ‘blogger toplantısı’ adı altında bir organizasyon yapıp katılımcıların yarısından çoğunun blogu olmayan makyaj sever instagram hesabı olması ayrı bir konu zaten.

Bu noktada hemen vurgulayalım; markaların denemesi için ürün gönderdiği çok kıymetli blog yazarları da var. Ve bizler onların yorumlarını fazlası ile önemsiyor ve ilgi ile takip ediyoruz.

Bu yazıyı hep birlikte hazırlayıp yayınlamadan önce çok düşündük. İlk soru 'acaba tepkimiz işe yarar mı?’ Evet okuduğunuza göre yazıyı yayınlama kararı aldık. Hiç bir işe yaramasa da, ürün incelemeyi değerlendirmeyi bilmeyen amacı çok farklı olan insanlarla iş birliği yapılmaya devam edilse de bizim çizgimiz net! Bugüne kadar ne yaptıysak o şekilde devam etmeyi planlıyoruz. 
Ya siz olsaydınız ne yapardınız?

Not: Bu yazıyı görüp paylaşmak isteyen blog yazarlarının, detaylıca anlayarak okumasını rica ediyoruz. Yazıda altını dolduramayacağı özelliklere sahip birinin bu yazıyı yayınlaması doğru olmaz. Mesela bloguna düzenli yazı girmeyen veya blogu sadece hediye ürünlerle dolu olan bir blog yazarı lütfen bu yazıyı yayınlamasın.
Bizler gibi düşünen yazarların bu yazıyı paylaşması hepimizi mutlu eder. Bizler doğru yolda olduğumuzu biliyoruz ancak yazının çok fazla blogda yayına girmesi bizim tavır ve tepkimizin doğru olduğunu çok fazla insana ulaştırır.

Sağlıcakla…

Mekan: Hümaliva Cadde Çikolata&Kahve






Merhaba, 
Bugün yine bir mekan tavsiyesi ile karşınızdayız.
Üsküdar Çikolata&Kahve ile başlayan konsept, bir süredir sessiz sedasız devam etmekteydi ki bir türlü uygun zaman bırakıp gidemediğim konseptteki bu mekanlardan birinin hemen 2 alt sokağıma açılmış olduğunu gördüm Zomato'da. Hümaliva Çikolata&Kahve. 

Havadan Sudan: Varolmak Üzerine...




Dünya üzerinde ya da bulunduğun evrende bir boşluk kapladığını nasıl anlarsın? İşte soru bu. 

Merdivenaltı Psikologlar ve Socialmom Rezaleti




Son bir haftadır sosyal medyayı sallayan Socialmom rezaletini hepiniz görmüşsünüzdür. Lisansı psikoloji olan biri olarak bu konuda yorum yapmamak için kendimi zor tuttum şimdiye kadar, ancak dayanılacak gibi değil.

Öncelikle dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama "lisansı psikoloji olan biri olarak" dedim, "psikolog olarak" demedim zira psikolog ünvanı alabilmeniz, terapist olabilmeniz için lisans eğitiminizin üzerine 2 senelik bir klinik psikoloji yüksek lisansı eklemeniz(mutlaka süpervizyon alarak) ve bunun yanında çeşitli terapi eğitimlerini almanız gerekir. Bu bir zorunluluktur. Ancak buna ne kadar uyuluyor, kurumlar buna ne kadar dikkat ediyor, psikoloji mezunları bunu ne kadar uyguluyor tartışılır.

Arkadaşlar;

Psikoloji ile "ilgileniyor" olmanız, insanları iyi analiz edebiliyor olmanız, ilk izlenimlerinizin hep doğru olması, çevrenize verdiğiniz akılların ve öğütlerin işe yarıyor olması, arkadaşlarınızı rahatlatabiliyor olmanız, iki üç terim bilmeniz, iki üç makale okumanız, insan psikolojisinden "çok iyi anlıyor" olmanız SİZİ PSİKOLOG YAPMAZ. Koskoca bir anabilim dalını kahvehane siyasetçisi misali yere vuramazsınız. Evet siz aslansınız kaplansınız, sizden süper bir psikolog olurdu, e olsaydınız o zaman? Bunu kendinize ideal edinip, sosyoloji ya da başka bir alanda okumak yerine daha çok çalışıp kazansaydınız? Ya da ÇAP yaparak ikisini aynı anda okusaydınız mesela? Bu meslek de aynı doktorluk gibi, ideal üzerine sahip olunmalı zira burda üzerinde çalıştığınız kişi canlı kanlı bir İNSAN.

Hadi bu dediğim şeyleri bir şekilde egonuzu tatmin etmek için kullandınız diyelim(ki o bile yanlış), bunu para kazanmak için KULLANAMAZSINIZ.

Ruh sağlığı ciddi bir iştir. Bir ameliyata girmeden önce doktorun geçmiş eğitimini ve başarılarını nasıl araştırıyorsak terapistimizi de öyle seçmeliyiz. Burda fiziksel sağlığımız üzerinde bile güçlü etkileri olan bir şeyden bahsediyoruz. Bunu herkese emanet edemezsiniz.
Üstelik size daha acı bir şey söyleyeyim mi? Lisans eğitimini psikoloji üzerine alıp, üzerine yüksek lisansını yapmış ve çeşitli eğitimler almış bir kişiye danışan olarak gitmeden önce bile detaylı bir araştırma yapıp başarı oranını öğrenmenizi öneririm. Çünkü bu mesleğe sırf para kazanmak için girmiş ve bunu sadece para kazanmak için yapan, empati yeteneğinden ve mesleki yetenekten yoksun o kadar çok insan var ki, onlar yüzünden halihazırda terapistlere karşı büyük bir güvensizlik oluşmuş durumda.

Ha ben zaten terapi denen olaya bir noktadan sonra güvenmiyorum, bunun için de kendi çapımda haklı sebeplerim var(Detay isteyen olursa bu konuda ayrı bir yazı hazırlamak da isterim). Terapist olmayı seçmememin nedeni de bu. Ancak yine de kişisel yeteneği ile terapi becerilerini birleştirmiş, saygı duyduğum ve gerçekten başarılı psikologlar da var. Sadece araştırmanıza bakıyor ve emin olun o kişilerden instagram ve twitter üzerinden hizmet alamazsınız. O kişiler televizyonlara çıkıp reklamlarını yapmayı tercih etmezler zaten ihtiyaçları da olmaz. Etik ve vicdani değerlere sahip olmayan insanlara ne kendinizin ne de çocuklarınızın ruh sağlığını emanet etmeyin.

Bu iş para için yapılmaz. Yapılmamalı. Vicdanı olan yapmaz.


Yazacak daha çok şey var aslında. Gerçekten. Ama sinirim bu kadar kibar kalmama elverdi, kusura bakmayın.

Ece.



Mekan: Bomonti Ada - The Populist


Merhaba!
Bugün sizlere bahsedeceğimiz mekan, bizim için kurtarılmış bölge sıfatını kazanmış bir alanda yer alan bir mekan. Mekanımız ülkemizin ilk bira fabrikası olan Bomonti bira fabrikasının yenilenmesiyle Bomonti Ada adını alan kocaman bir alanda var olan birçok mekandan biri; The Populist.
Resim yazısı ekle

Bina dışarıdan devasa eski ve ihtişamlı içer girince ise koskocaman bir alan, insanı ferah ve özgür hissettiriyor. Biz bir pazar günü akşamüstü gittik beraber, o sırada da bir Yoga etkinliği bitmişti ve insanlar toplanıyordu. O denli ferah ve güzel bir alan! 
The Populist ise 3 kata yayılan kocaman bir mekan, harika bir mekan dizaynı yapılmış, en güzel yanı ise eski Fabrika'dan kalan yadigarları korumuş olmaları; mesela 2 katı kapsayan devasa bir bira damıtım kazanını olduğu gibi muhafaza edip çevresine kendisiyle uyumlu sarmal merdiven yapmışlar! Bu merdivenin duvarları, tuvaletler ve farklı alanlarda Bira fabrikasının işletmede olduğu günlerden kalma Shift ve Maliyet Cetveli kağıtlarını duvar kağıdı olarak kullanmışlar. O kadar güzel ve ince detaylar vardı ki, hayran kaldık! 
Ufak bir de video hazırladık, siz de bahsettiğimiz güzellikleri görebilirsiniz! :)
Duvar Kağıtları

İşletme olarak değerlendirirsek, kesinlikle çok başarılı! Mekanın kendisi kadar oturma planı da ferah, yeterli genişlikte aralıklarla yerleştirilmiş masalar, dışarıdaki alan iç mekana göre daha kısıtlı ols da daha fazla insan ağırlamak için boğucu bir düzende yerleştirmemişler masaları. 

Sizi karışlayan host ve hostesler mevcut, dışarıda yer yoksa telefonunuzu alıp sizi içeri yönlendiriyorlar sonrasında dışarıda yer olduğundan arayarak haber veriyorlar. İlgili ve bilgili garsonlar mevcut, ne boğucular ne de bulmakta zorlanıyorsunuz. En güzeli! 

Yine en mutlu eden tarafı müziğin çeşidinin de dozunun da tam kıvamında olmasıydı! Genelde hepimizin bar-restorant'lardan mustarip olduğu konu müzik sesinin dozunun ayarsız olmasıdır. Bir mekanda kendi sesimi dahi duyamayacaksam neden kalmak isteyeyim ki? Müzik arka planda keyif verirken muhabbetin tadını çıkarabiliyor olmak kesinlikle bir mekanı seçmem için önceliklerimiz arasında; bu da ne mutlu ki The Populist'te mevcut!

Ayrıca ayda ortalama 10 kadar etkinliklerioluyor, bunun içinde jazz-blues canlı dinletilerinden, Dj performanslarına uzanan bir yelpaze var. Gördüğümüz kadarıyla bu performanslar genelde perşembe ve cumartesileri oluyor, bu günlerde hiç gitmediğimizden denk de gelemedik. Ama bir etkinliğe özellikle gitmek planlarımız dahilinde. :)


2. Kat
Menü'ye gelince, burası öncelikle bir "Bira Evi" diyebiliriz, çünkü çeşit çeşit biralar yanı sıra kendi yapımları olan füzyon biraları var! Hepsi denemeye, tatmaya değer; merak uyandırıcı! Smoked Beer, Pumpkin Ale, Honey Pepper Ale, Mocha Stour, Oatmeal Vanilla Stout, Hazelnut Stout Fusion kısmında yer alan Biralardan! Strong ve Classic olarak iki kısmı daha var ve onlar da en az Fusion kısmı kadar akıl çeliyor. :) 

Yemek menüsü de bar menüsü için çok güzel bir örnek olmuş, sıkıcı ve sıradan gelebilecek bar yiyeceklerine güzel bir dokunuşta bulunup hem tat,hem görsel hem de çeşit açısından insanı tatmin edecek bir menü sunmuşlar. İsterseniz buradan inceleyebilirsiniz. Çıtır Kalamar, Brisket parçalı burgu patates, Frankfurter Sosis, Portobello Pizetta bizim denediklerimiz arasındaydı hepsi leziz yemeklerdi. Ayrıca yemeklerin yanında gelen soslar arasında, kendi yapımları olan farklı tatlar da mevcut, bizim için en akılda kalıcısı Pestolu Mayonez oldu. 😋


Alt Kat

Açıkçası, blog'da yazmasak mı demedik değil, ne kadar az duyulsa o kadar iyi. Çünkü dediğimiz gibi burası bizim kurtarılmış alanımız oldu. Çünkü henüz pek keşfedilmemiş olduğundan giden kesim kaliteyi ve huzuru bozmayacak bir kesim. Bu ülkede ilk kez hem kaliteli hem ferah hem rahat hem orijinal bir yer bulabilmenin, belki de sadece yurt dışında hissedebildiğimiz o özgürlüğü hissedebilmenin keyfini yaşıyoruz. Belki bazılarına bu tanım saçma gelecek ama, önceki vakitlere göre kıstırıldığını hissedenler o ufacık özgürlük anlarına sıkı sıkı tutunmak nedir anlayacaktır.


Bomonti Ada'nın içerisinde bir kahveci de bulunuyor,geceyi sonlandırmak için güzel bir durak. Aynı zamanda mekanın hemen dışında bir taksi durağı da var dolayısıyla dönüş yolu gayet rahat oluyor. Lütfen alkollüyken araç kullanmayalım! 




Videomuzu beğendiyseniz beğene tıklamayı, ve kanalımıza abone olmadıysanız abone olmayı unutmayın! 
Ajkslfjjfsask

Umarız bu mekan yazımız hoşunuz gitmiştir, en kısa sürede de gidip görür, tadını çıkartırsınız! Sizin sevdiğiniz, sizin için kurtarılmış alan olan mekanlar nereleri, Bomonti Ada'ya gittiniz mi? Yorum olarak bırakırsanız seviniriz!

Mutlu haftalar!
Zeynep&Ece

Bozcaada


Bozcaada'ya ilk kez 6 sene önce gitmiştim. Bozcaada adı sanı duyulmamış, ziyaretçi sayısı az, plajları sakin, günleri sakin, geceleri sakin, denizi sakin, denizi mükemmel, insanları mükemmel bir yerdi.

Bu geçtiğimiz 6 sene içinde, ismi duyulmaya, popülaritesi artmaya, büyümeye, kalabalıklaşmaya ve haliyle de ticarileşmeye başladı. Geçtiğimiz yaz da ziyaret etmiş biri olarak, bu geçen 1 sene içinde bile gösterdiği devasa fark beni şaşkına uğrattı açıkçası. Geçen sene sakin olan plajı, bu sene hafta içi bile hiç görmediğim kadar kalabalıktı. Yine de, ada hala güzel, deniz hala güzel, Bozcaada hala benim biriciğim.

Öncelikle ada büyük, fakat yerleşim alanı oldukça dar bir alanda. Feribottan indiğiniz bölge merkez, herşey ayağınızın altında. Bir yanınızda Rum mahallesi bir yanınızda Türk mahallesi, etrafınız bir sürü, cafe, bar, restorant, çay bahçesi, hediyelik eşya satan stant, reçel, kekik, ada çayı, domates, satan köy insanları, kediler, köpekler, pastane, kahve, müze, kilise, camii ve kaleyle çevreleniyor. Yine de hala dingin, yine de huzur dolu. Özet geçtim gibi ama adanın özü bu! 45 dakikada dolaşabileceğiniz merkezde yapacak bir sürü şey, ziyaret edilecek mekan, yemek yenecek bir şeyler içilecek yerler bulmak mümkün.

Peki ben neler yaptım? Nereleri gezdim, nerelerde yedim, neler tattım, neler keşfettim?